Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2019/2063 E., 2019/4326 K.

Ödünç Alınan Araç Geri Verilmezse Hırsızlık mı? Yargıtay Kararı

Ödünç Alınan Araç Geri Verilmezse Hırsızlık Suçu Oluşur mu? Yargıtay Kararı

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 29.04.2019 tarihli, 2019/2063 Esas ve 2019/4326 Karar sayılı ilamında, kısa süreli kullanım amacıyla teslim edilen ancak sahibinin rızası dışında götürülerek iade edilmeyen aracın, somut olayda hırsızlık suçuna konu olduğunu kabul etmiştir.

Kararın hukuki gerekçesi, aracın başlangıçta sahibinin izniyle kullanılmasına rağmen zilyetliğinin faile devredilmemiş olmasıdır.

Bu karar, özellikle ödünç alınan aracın geri verilmemesi, araç hırsızlığı, güveni kötüye kullanma ve dolandırıcılık suçları arasındaki farklar bakımından önem taşımaktadır.

Ancak kararın bütün araç ödünç verme ilişkilerine uygulanabilecek genel bir kural olarak değerlendirilmesi doğru değildir. Suçun hukuki niteliği, aracın hangi şartlarla teslim edildiğine, tarafların iradelerine, zilyetliğin devredilip devredilmediğine ve failin kastına göre belirlenmelidir.

1. Ödünç Alınan Araç Geri Verilmezse Hangi Suç Oluşur?

Bir kişinin başkasına ait aracı geçici olarak kullanması ve sonrasında geri vermemesi, olayın özelliklerine göre farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.

Bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle şu sorular cevaplandırılmalıdır:

  1. Araç, sahibinin rızasıyla mı teslim edilmiştir?
  2. Araç üzerindeki zilyetlik faile devredilmiş midir?
  3. Verilen izin yalnızca kısa süreli ve sınırlı bir kullanım için midir?
  4. Fail, aracı başlangıçtan itibaren geri vermemek amacıyla mı hareket etmiştir?
  5. Araç, sahibinin bilgisi ve rızası dışında mı götürülmüştür?
  6. Taraflar arasında hukuken geçerli bir kullanım veya teslim ilişkisi mevcut mudur?

Bu soruların cevapları, fiilin hırsızlık, güveni kötüye kullanma veya dolandırıcılık kapsamında değerlendirilmesi bakımından belirleyici olabilir.

Özellikle araç anahtarının teslim edilmiş olması, tek başına aracın hukuki anlamda zilyetliğinin de devredildiğini göstermeyebilir.

2. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2019/2063 E., 2019/4326 K. Sayılı Kararı

Kararın künyesi

  • Mahkeme: Yargıtay 15. Ceza Dairesi
  • Esas No: 2019/2063
  • Karar No: 2019/4326
  • Karar Tarihi: 29.04.2019
  • İlk derece mahkemesi: Asliye Ceza Mahkemesi
  • İlk derece mahkemesinin suç nitelendirmesi: Dolandırıcılık
  • Yargıtay’ın hukuki değerlendirmesi: TCK m. 141/1 kapsamında hırsızlık
  • Sonuç: Mahkûmiyet hükmünün bozulması

Karara konu olay nasıl gerçekleşmiştir?

Karar metnine göre sanık ile müşteki bir iş yerinde tanışmış, birlikte vakit geçirmiş ve sonrasında müştekiye ait araçla yola çıkmıştır.

Sanık, aracı kendisinin kullanmak istediğini belirtmiş; müşteki de buna izin vermiştir.

Seyir sırasında sanık, müştekiden içecek almasını istemiş ve aracı durdurmuştur.

Müştekinin alışveriş yapmak üzere araçtan ayrılmasının ardından sanık, araçla olay yerinden uzaklaşmıştır.

Araç daha sonra sanığın kullanımındayken bulunmuştur.

Bu olay nedeniyle sanık hakkında dolandırıcılık suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.

Ancak dosyanın temyiz incelemesini yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesi, fiilin dolandırıcılık olarak nitelendirilmesini hukuka uygun bulmamıştır.

Yargıtay neden bozma kararı vermiştir?

Yargıtay, müştekinin aracı kısa süreliğine kullanması için sanığa vermesinin, somut olayda aracın zilyetliğinin devri anlamına gelmediğini değerlendirmiştir.

Sanığın, müştekinin araçtan ayrılmasını fırsat bilerek araçla uzaklaşması karşısında, fiilin TCK m. 141/1 kapsamında hırsızlık suçu yönünden ele alınması gerektiği kabul edilmiştir.

Bu nedenle dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü, suçun hukuki niteliğinde yanılgıya düşüldüğü gerekçesiyle bozulmuştur.

Kararın özü: Aracın kullanılmasına verilen sınırlı rıza ile aracın zilyetliğinin devrine yönelik irade aynı şey değildir.

3. Hırsızlık Suçu Nedir? TCK 141. Maddenin Değerlendirilmesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 141/1. maddesi, hırsızlık suçunun temel şeklini düzenlemektedir.

Bu düzenlemeye göre hırsızlık suçunun oluşabilmesi için başkasına ait taşınır bir malın, zilyedinin rızası dışında ve yarar sağlama amacıyla bulunduğu yerden alınması gerekir.

Suçun temel unsurları şu şekilde incelenebilir:

A. Başkasına ait taşınır mal bulunmalıdır

Motorlu araçlar taşınır mal niteliğindedir.

Dolayısıyla başkasına ait bir otomobilin hukuka aykırı biçimde alınması, diğer şartların da gerçekleşmesi hâlinde hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilir.

B. Zilyedin rızası bulunmamalıdır

Hırsızlık suçunda belirleyici hususlardan biri, malın zilyedin rızası dışında alınmasıdır.

Ancak rızanın varlığı değerlendirilirken yalnızca malın fiziksel olarak teslim edilmiş olmasına bakılamaz.

Rızanın kapsamı ve hangi davranışa yönelik olduğu da araştırılmalıdır.

Örneğin bir araç sahibinin, yanında oturmak şartıyla başka bir kişinin aracı kullanmasına izin vermesi ile aracı birkaç günlüğüne bağımsız biçimde kullanması için teslim etmesi aynı hukuki durumu oluşturmayabilir.

C. Mal bulunduğu yerden alınmalıdır

Hırsızlık suçunda malın, zilyedin fiilî hâkimiyet alanından çıkarılarak failin hâkimiyet alanına geçirilmesi önem taşır.

Somut kararda araç, müştekinin kısa süreli kullanım izni kapsamında sanığın kontrolüne geçmiş; ancak müştekinin araçtan ayrılmasının ardından sanık araçla uzaklaşmıştır.

Yargıtay’ın değerlendirmesinde bu aşama önem taşımaktadır.

D. Yarar sağlama amacı bulunmalıdır

Hırsızlık suçunun oluşması için failin kendisine veya başkasına yarar sağlama amacıyla hareket etmesi gerekir.

Bu yararın mutlaka aracın satılması veya ekonomik kazanç elde edilmesi şeklinde ortaya çıkması zorunlu değildir.

Bununla birlikte failin kastı, somut delillerle ortaya konulmalıdır.

4. Zilyetlik Nedir? Araç Anahtarının Verilmesi Zilyetliğin Devri midir?

Zilyetlik, bir eşya üzerinde fiilî hâkimiyet kurulmasını ifade eden hukuki bir kavramdır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 973. maddesi zilyetliğin temel esasını düzenlemektedir.

Zilyetliğin devri bakımından ise TMK m. 977 önem taşır.

Bir kişinin eşyayı kısa süreli kullanması için başka birine vermesi, her durumda zilyetliğin devredildiği anlamına gelmez.

Burada tarafların gerçek iradeleri ve eşya üzerindeki hâkimiyetin niteliği değerlendirilmelidir.

Örnek 1: Araç sahibinin yanında kısa süreli kullanım

Araç sahibi, yanında bulunduğu sırada arkadaşına otomobili kullanması için izin vermiştir.

Arkadaşının aracı kullanmasına ilişkin bu izin, tek başına aracın bağımsız zilyetliğinin devredildiğini göstermeyebilir.

Örnek 2: Aracın belirli süreyle teslim edilmesi

Araç sahibi, otomobilini arkadaşına üç gün boyunca kullanması ve süre sonunda geri getirmesi için teslim etmiştir.

Bu durumda taraflar arasında zilyetliğin devredildiği bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Aracın geri verilmemesi hâlinde güveni kötüye kullanma suçu veya başka hukuki sonuçlar gündeme gelebilir.

Örnek 3: Kullanım izninin sınırının aşılması

Araç sahibi, arkadaşının otomobili yalnızca kısa bir mesafede kullanmasına izin vermiştir.

Arkadaş ise araç sahibinin bilgisi ve rızası dışında otomobili alarak uzaklaşmıştır.

Bu durumda fiilin hırsızlık kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilir.

Hukuki sonuç: Aracın teslim edilmesi, kullanım izninin kapsamı ve zilyetliğin devri ayrı ayrı incelenmelidir.

5. Hırsızlık ile Güveni Kötüye Kullanma Suçu Arasındaki Fark

Araçların geri verilmemesine ilişkin uyuşmazlıklarda en önemli ayrımlardan biri, TCK m. 141’de düzenlenen hırsızlık ile TCK m. 155’te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçları arasındadır.

Hırsızlık suçunda

Malın zilyedin rızası dışında alınması söz konusudur.

Güveni kötüye kullanma suçunda

Malın zilyetliği belirli bir amaçla faile devredilmiş olmalı; fail de kendisine tanınan yetkiyi aşarak zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmalı veya devir olgusunu inkâr etmelidir.

Bu nedenle güveni kötüye kullanma suçunda, eşyanın başlangıçta hangi hukuki ilişki kapsamında teslim edildiği önemlidir.

Örneğin geçerli bir kullanım ilişkisi kapsamında teslim edilen aracın sonradan sahiplenilmesi, somut koşullara göre güveni kötüye kullanma suçu kapsamında incelenebilir.

Ancak yalnızca aracın geç teslim edilmesi veya taraflar arasında iade konusunda uyuşmazlık çıkması, kendiliğinden ceza sorumluluğu doğurmaz.

Ceza hukuku bakımından suçun bütün maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşmesi gerekir.

6. Araç Geri Verilmezse Dolandırıcılık Suçu Oluşur mu?

Dolandırıcılık suçu, TCK m. 157’de düzenlenmiştir.

Bu suç bakımından hileli davranışlarla bir kişinin aldatılması ve bunun sonucunda fail veya başkası lehine, mağdur veya başkası aleyhine yarar sağlanması önem taşır.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için yalnızca bir sözün tutulmaması yeterli değildir.

Hileli davranışların varlığı, aldatma kabiliyeti ve malvarlığına ilişkin sonuçlar değerlendirilmelidir.

Örneğin bir kişinin aracı geri getireceğini söylemesine rağmen getirmemesi, tek başına dolandırıcılık suçunun oluştuğunu göstermez.

Somut olayda başlangıçtan itibaren hileli davranışlarla aracın tesliminin sağlanıp sağlanmadığı ayrıca araştırılmalıdır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin inceleme konusu kararında ise ilk derece mahkemesinin dolandırıcılık nitelendirmesi isabetli bulunmamıştır.

7. Hırsızlık, Güveni Kötüye Kullanma ve Dolandırıcılık Nasıl Ayırt Edilir?

Üç suç tipi arasındaki ayrımın merkezinde, malın hangi iradeyle ve hangi hukuki ilişki kapsamında failin hâkimiyetine geçtiği bulunmaktadır.

Hırsızlık bakımından: Zilyedin rızası dışında alma fiili araştırılır.

Güveni kötüye kullanma bakımından: Zilyetliğin hukuken geçerli şekilde devredilmesi ve bu devrin amacına aykırı tasarruf bulunması aranır.

Dolandırıcılık bakımından: Hileli davranışlarla gerçekleştirilen aldatma ve bunun malvarlığına etkisi değerlendirilir.

Bu suçların yalnızca aracın geri verilmemesi sonucuna bakılarak birbirinden ayrılması mümkün değildir.

Failin kastı, teslimin niteliği ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilmelidir.

8. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.06.2012 Tarihli Kararının Önemi

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2019 tarihli kararında, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2012 tarihli, 2011/15-440 E. ve 2012/229 K. sayılı kararına atıf yapılmıştır.

Ceza Genel Kurulunun kararında, kısa süreli kullanım amacıyla teslim edilen bir eşyanın geri verilmemesi bağlamında zilyetliğin devri ve suçun hukuki niteliği tartışılmıştır.

Bu yaklaşımda önemli olan, malın fiziksel olarak teslim edilmiş bulunmasının tek başına güveni kötüye kullanma suçunun oluştuğunu göstermemesidir.

Teslim işleminin niteliği, tarafların iradeleri ve failin davranışları birlikte değerlendirilmelidir.

Böylece Yargıtay içtihatlarında yalnızca eşyanın teslim edilmiş olmasına değil, teslimin hukuki niteliğine de önem verildiği görülmektedir.

9. Araç Hırsızlığında TCK 146 Kullanma Hırsızlığı Uygulanabilir mi?

TCK’nın 146. maddesinde kullanma hırsızlığına ilişkin özel bir düzenleme bulunmaktadır.

Bu hüküm, malın geçici süreyle kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere alınması amacıyla gerçekleştirilen hırsızlık fiillerinde, kanuni şartların bulunması hâlinde cezada indirim yapılabilmesini düzenler.

Ancak burada önemli bir ayrım vardır.

Kullanma hırsızlığı, aracın sahibinden izin alınarak kullanılmasıyla aynı kavram değildir.

TCK m. 146’nın uygulanabilmesi için failin aracı geçici olarak kullanıp iade etme amacıyla hareket ettiğinin somut olayda belirlenmesi gerekir.

Aracın sonradan terk edilmesi veya failin aracı geri vereceğini ileri sürmesi, tek başına bu hükmün uygulanması için yeterli kabul edilemez.

Ayrıca kanunda belirtilen istisnalar ve şikâyete ilişkin düzenlemeler dikkate alınmalıdır.

10. Araç Hırsızlığının Cezası Nedir?

TCK m. 141/1’de düzenlenen hırsızlık suçunun temel şekli için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.

Bununla birlikte, araçla ilgili her hırsızlık fiilinin mutlaka yalnızca TCK m. 141/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği söylenemez.

Somut olayda nitelikli hırsızlık hükümlerinin uygulanmasını gerektiren koşullar bulunabilir.

Bu nedenle suçun işlendiği yer, eşyanın korunma biçimi, kullanılan yöntem ve diğer kanuni unsurlar incelenmelidir.

Ceza miktarının belirlenmesinde suçun doğru nitelendirilmesi, uygulanacak kanun hükümleri ve somut olayın özellikleri esas alınır.

11. Araç İade Edilmezse Şikâyet ve Uzlaştırma Süreci Nasıl Değerlendirilir?

İncelenen Yargıtay kararında, eylemin TCK m. 141/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilirken, karar tarihinde yürürlükte bulunan uzlaştırma hükümlerine de değinilmiştir.

Ancak ceza muhakemesinde uzlaştırmanın kapsamı zaman içerisinde kanun değişikliklerine konu olabilmektedir.

Bu nedenle güncel bir olayda uzlaştırma uygulanıp uygulanmayacağı, suçun hukuki niteliği ve ilgili tarihte yürürlükte bulunan CMK hükümleri dikkate alınarak belirlenmelidir.

Ayrıca şikâyete bağlı suçlar ile resen soruşturulan suçlar birbirinden farklıdır.

Bir suçun uzlaştırma kapsamında bulunması, mutlaka şikâyete bağlı olduğu anlamına gelmez.

Bu ayrımın somut dosyada doğru yapılması gerekir.

12. Savcılık Soruşturmasında Hangi Deliller Önem Taşır?

Aracın kısa süreli kullanım amacıyla teslim edilip edilmediğine ilişkin soruşturmalarda, olayın aydınlatılmasına elverişli deliller önem taşır.

Bunlar arasında:

  • Tarafların ifadeleri,
  • Aracın hangi amaçla teslim edildiğine ilişkin açıklamalar,
  • Teslim sırasında hazır bulunan kişilerin tanıklıkları,
  • Hukuka uygun elde edilmiş kamera görüntüleri,
  • Mesajlaşma kayıtları,
  • Aracın bulunduğu yer ve bulunma koşulları,
  • Tarafların olay öncesi ve sonrasındaki davranışları

yer alabilir.

Bu delillerin her biri tek başına değil, dosyanın bütünü içerisinde değerlendirilmelidir.

Ceza muhakemesinin amacı, yalnızca bir suç isnadını doğrulamak değil, maddi gerçeğe hukuka uygun yöntemlerle ulaşmaktır.

13. İlk Derece Mahkemesinin Suçu Yanlış Nitelendirmesi Ne Anlama Gelir?

Ceza yargılamasında bir fiilin hangi suçu oluşturduğunun doğru belirlenmesi zorunludur.

Mahkeme, sanığın gerçekleştirdiği kabul edilen fiili değerlendirirken suçun kanuni unsurlarını esas almalıdır.

Bir eylemin dolandırıcılık olarak nitelendirilmesi gerektiği düşünülerek mahkûmiyet hükmü kurulmuş olması, temyiz incelemesinde bu hukuki nitelendirmenin değiştirilemeyeceği anlamına gelmez.

Nitekim Yargıtay 15. Ceza Dairesinin inceleme konusu kararında, suç vasfında yanılgıya düşülmesi bozma nedeni olarak değerlendirilmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bozma kararının doğrudan yeni bir mahkûmiyet hükmü yerine geçmemesidir.

Bozma sonrasında yapılacak yargısal işlemler, ilgili usul hükümlerine göre yürütülür.

14. Sıkça Sorulan Sorular

1. Arkadaşıma verdiğim aracı geri getirmezse hırsızlık olur mu?

Her durumda hırsızlık oluşmaz. Aracın hangi şartlarda teslim edildiği, zilyetliğin devredilip devredilmediği ve failin kastı değerlendirilmelidir.

2. Araç anahtarını kendi isteğimle vermem hırsızlık suçunu engeller mi?

Anahtarın rızayla verilmesi tek başına hırsızlık suçunu dışlamaz. Rızanın kapsamı ve aracın zilyetliğinin devredilip devredilmediği önemlidir.

3. Ödünç alınan aracın satılması hangi suçu oluşturur?

Aracın teslimine ilişkin hukuki ilişki ve sonraki tasarruflar değerlendirilir. Koşullarına göre güveni kötüye kullanma veya başka suçlar gündeme gelebilir.

4. Aracı geri getireceğini söyleyen kişi dolandırıcılık yapmış olur mu?

Yalnızca geri getirme sözünün yerine getirilmemesi dolandırıcılık suçunun oluştuğunu göstermez. Hileli davranışlar ve suçun diğer unsurları araştırılmalıdır.

5. Araç sahibinin yanında otomobil kullanmak zilyetliğin devri midir?

Her zaman değildir. Sınırlı kullanım izni ile bağımsız zilyetlik devri farklı hukuki durumlardır.

6. Kullanma hırsızlığı nedir?

Malın geçici süre kullanılıp iade edilmek üzere alınmasına ilişkin, TCK m. 146’da düzenlenen özel durumdur. Uygulanması kanuni şartlara bağlıdır.

7. Araç hırsızlığında uzlaştırma uygulanır mı?

Bu sorunun cevabı suçun hangi madde kapsamında nitelendirildiğine ve uygulanacak güncel ceza muhakemesi hükümlerine göre belirlenir.

8. Araç sonradan bulunursa suç ortadan kalkar mı?

Aracın sonradan bulunması, gerçekleşmiş olabilecek suçun kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bununla birlikte iade ve zararın giderilmesi, koşullarına göre hukuki sonuçlar doğurabilir.

9. Aracın geç teslim edilmesi suç mudur?

Yalnızca geç teslim, her durumda ceza sorumluluğu doğurmaz. Taraflar arasındaki hukuki ilişki ve suçun unsurları değerlendirilmelidir.

10. Yargıtay 2019/2063 E., 2019/4326 K. sayılı kararında neye hükmetmiştir?

Yargıtay 15. Ceza Dairesi, somut olayda zilyetlik devredilmediği hâlde araçla uzaklaşılması fiilinin dolandırıcılık değil, TCK m. 141/1 kapsamında hırsızlık olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

15. Hukuki Değerlendirme ve Sonuç

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 29.04.2019 tarihli, 2019/2063 E. ve 2019/4326 K. sayılı kararı, malvarlığına karşı suçlarda zilyetliğin devri ile sınırlı kullanım izni arasındaki ayrımın önemini ortaya koymaktadır.

Bir araç sahibinin, otomobilini kısa süreliğine başka bir kişinin kullanmasına izin vermesi, her durumda aracın zilyetliğinin devredildiği anlamına gelmez.

Bu nedenle aracın sahibinin rızası dışında götürülmesi ve iade edilmemesi şeklindeki fiiller, somut olayın özelliklerine göre hırsızlık suçunu oluşturabilir.

Buna karşılık aracın zilyetliğinin hukuken geçerli biçimde devredildiği durumlarda, güveni kötüye kullanma suçunun koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için ise kanunda öngörülen hileli davranış ve diğer unsurların gerçekleşmesi gerekir.

Sonuç olarak, ödünç alınan aracın geri verilmemesi olaylarında suçun adı yalnızca iade edilmemesine bakılarak belirlenemez. Ceza hukuku bakımından doğru nitelendirme yapılabilmesi için zilyetlik ilişkisi, rızanın kapsamı, failin kastı ve olayın bütün delilleri birlikte incelenmelidir.


Hukuki kaynaklar

  1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, m. 141, 142, 146, 155 ve 157.
  2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 973 ve 977.
  3. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 253 ve 254.
  4. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 29.04.2019, 2019/2063 E., 2019/4326 K.
  5. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.06.2012, 2011/15-440 E., 2012/229 K.

SAFİR HUKUK VE ARABULUCULUK

Avukat Arabulucu Burçin BAYHAN

Bu makale genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın hukuki niteliği, ilgili deliller ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.